Bugün dünyanın üstüne çöken sis, yalnız savaş dumanı değildir. Bu, çözülen bir nizamın kendi enkazını gizleme gayretidir. Borçla büyüyen, faizle beslenen, zorla ayakta duran düzenin duvarlarında çatlak derinleşmiştir.
Bir medeniyet düşününüz ki üretimden çok tahakkümle ayakta kalmak istiyor. Para basarak kudret vehmediyor. Kâğıdı kuvvet sanıyor. Fakat hakikatin terazisi, matbaanın gürültüsüne teslim olmuyor. Çünkü zorla yürüyen düzen, kendi zulmünün ağırlığında yorulur.
Bugün enerji havzalarında kopan fırtına yalnız petrolün kavgası değildir. Bu, hükmetme iddiasının son direnişidir. Her baskı yeni direnç doğurur. Her gasp yeni itiraz büyütür. Tarih bunun misalleriyle doludur.
İmparatorluklar bir sabah yıkılmaz. Önce mana kaybeder, sonra meşruiyet kaybeder, sonra kudret çözülür. Çöküş bazen bir rakamla başlar. Bazen bir savaşla görünür olur. Bazen bir halkın direnciyle tarihe yazılır.
Bugün yeni düzen diye takdim edilen şey, eğer adalet taşımıyorsa eski karanlığın başka suretidir. İnsanlığın ihtiyacı başka efendi değil, başka ölçüdür. O ölçü hak ölçüsüdür. Gücün değil hakkın üstün tutulduğu ölçü.
Zulmün coğrafyası geniş olabilir, fakat ömrü uzun olmaz. Çünkü hakikat gecikse de kaybolmaz. Dünyanın aradığı şey yeni merkez değil yeni vicdandır. Bunun dışındaki her tasarım, yalnız ertelenmiş krizdir.