Bu millet sabretmeyi bilir. Tarih boyunca nice yoklukları görmüş, nice darlıkları sineye çekmiş, lakin her daim bir “yarın” ümidiyle yaşamıştır. Ne var ki, o yarın bazen gecikir… Ama bu kadar mı gecikir?
Siz göreve geldiğiniz günden beri aynı söz yankılanıyor kulaklarımızda:
“Bugün değilse yarın düzelecek…”
Lakin o yarın, sanki bir masalın son sayfasında unutulmuş gibi… Gelmedi, gelmiyor.
Aradan geçen zaman, milletin omzundaki yükü hafifletmedi; bilakis ağırlaştırdı. Çarşıda pazarda dolaşan bir kimse, artık fiyat etiketlerine değil, insanların yüzlerine bakmalıdır. Çünkü orada yazan rakamlar değil, orada görülen endişe hakikatin kendisidir.
Bir zamanlar “tünelin ucunda ışık var” denirdi. Amma velakin, o tünel ne uzunmuş ki millet o ışığı göremeden yorgun düştü. Işığı görenler kimlerdir bilinmez; ama karanlıkta kalanların sayısı günbegün artmaktadır.
Devlet, adaletle kaimdir. Adalet ise terazinin iki kefesini eşit tutmakla mümkündür.
Bir esnafın kasasına memur oturtup bir günlük kazancı ölçü almak…
Bin liralık borç için bir hanenin kapısına haciz göndermek…
Bir trafik cezası yüzünden bir ailenin yolda kalmasına sebep olmak…
Bunlar, millet vicdanında izahı zor hâdiselerdir.
Öte yandan, büyük borç sahiplerine karşı aynı dirayeti göremeyen vatandaş, ister istemez sual eder:
“Bu yük niçin hep küçüklerin sırtına yüklenir?”
Millet düşman değildir. Bu millet vergisini verir, fedakârlık yapar, gerektiğinde dişinden tırnağından artırır. Lakin tek bir şartla: Adalet…
Adalet olmayınca vergi yük olur, sabır tükenir, güven sarsılır.
Ekonomi yalnızca rakamların diliyle konuşmaz. Ekonomi, aynı zamanda gönüllerde kurulan bir dengedir. Güven varsa bereket olur; güven yoksa en parlak rakamlar bile içi boş bir kabuktan ibaret kalır.
Bugün sokakta konuşulan ile kürsüde anlatılan arasında bir uçurum vardır. Bu uçurum büyüdükçe, sadece ekonomi değil, itimat da yara alır.
Milletin beklediği şey çok büyük değildir:
Şeffaflık, adalet ve samimiyet…
Fedakârlık istenecekse, bu fedakârlık herkesten eşit istenmelidir. Küçük ezilirken büyüğün korunması, bu milletin ne aklına ne de vicdanına sığar.
Artık “yarın”ın vaadiyle oyalanacak hâl kalmamıştır.
Bugün, sözün hakikatle buluşma günüdür.
Bugün, adaletin terazisinin yeniden kurulma günüdür.
Unutulmamalıdır ki:
Milletin sabrı büyüktür, ama sabrın da bir hududu vardır.