Çağımız, bilgi kıtlığı çekmiyor; şahsiyet kıtlığı çekiyor. Akıl çoğaldı, hikmet azaldı. Konuşanlar çoğaldı, hakikati taşıyanlar seyrekleşti. Kalabalıkların ortasında insan, kendi sesini bile duyamaz hâle geldi.
“Sadece âkil insanlara değil, adil ve asil insanlara da ihtiyacımız var.”
Bu cümle, bir temenniden çok bir medeniyet muhasebesidir.
Âkil olmak, zihnin kuvvetidir. Fakat adaletle yoğrulmayan akıl, zamanla kurnazlığa dönüşebilir. Asaletle beslenmeyen zekâ ise çıkarın emrine girer. İnsanlık tarihinin en büyük felaketleri, akılsızlardan değil; aklını vicdanından koparanlardan doğmuştur.
Bugün her köşe başında fikir var; fakat fikrin omurgası eksik. Herkes konuşuyor; hakikati taşıyacak omuz bulmak zorlaşıyor. Çünkü duruş, sözden daha ağırdır. Söz alkış toplar; duruş bedel öder.
Adalet, yalnız mahkeme salonlarının meselesi değildir. Adalet, insanın kendi nefsine karşı dürüst olabilmesidir. Makam karşısında eğilmemek, menfaat karşısında susmamak, kalabalık yanlışın yanında yalnız doğruyu savunabilmektir. İşte adalet burada başlar.
Asalet ise ne soyadında gizlidir ne servette. Asalet, insanın karakterinde yaşar. Kibirden uzak durabilmek, gücü merhametle dengelemek, zaferde taşkınlaşmamak, mağlubiyette haysiyetini kaybetmemektir. Asil insanın serveti ahlâkıdır.
Bugünün en büyük yanılgısı, başarıyı eserlerle ölçmesidir. Oysa insanın yaptığı bina yıkılabilir, yazdığı kitap unutulabilir, kurduğu makam başkasına kalabilir. Fakat bir ömür boyunca eğilip bükülmeden yaşayabilmiş bir karakter, zamanın aşındıramadığı gerçek mirastır.
En büyük eser, taşa işlenen değil; ruha kazınandır.
Çünkü medeniyet, önce insan inşa eder. İnsan inşa edemeyen toplumlar, şehirler kurabilir; fakat o şehirlerde huzur barındıramaz. Teknoloji üretebilir; fakat vicdan üretemez. Kanun yazabilir; fakat adalet dağıtamaz.
Bir milleti ayakta tutan yalnız zekâ değildir. Zekâ yön gösterir; adalet istikamet verir; asalet ise o istikametten sapmamayı öğretir. Bu üçü birbirinden ayrıldığında geriye sadece güç kalır. Gücün ahlâktan koptuğu yerde ise medeniyet değil, tahakküm büyür.
İnsan, söylediği söz kadar değildir. Savunduğu ilke kadar insandır. En zor zamanlarda bile hakikatin yanında durabiliyorsa, yalnız kaldığında da doğruluktan ayrılmıyorsa, alkış beklemeden iyilik yapabiliyorsa gerçek eserini tamamlamıştır.
Çünkü gün gelir binalar yıkılır, unvanlar silinir, alkışlar diner.
Fakat vakarını koruyan bir duruş, nesiller boyunca sessizce konuşmaya devam eder.
İşte bu yüzden bugün sadece âkil insanlara değil; adil insanlara, asil insanlara ve hepsinden önemlisi, bedeli ne olursa olsun doğruluktan vazgeçmeyen duruş sahibi insanlara ihtiyacımız var.
Zira insanın geride bıraktığı en büyük eser, adının yazıldığı mermer değil; vicdanlara bıraktığı izdir.