Önceki dönem milletvekillerinden, Parlamenter Gazeteci ve Yazarlar Birliği Başkanı İbrahim Aydemir, Suriye’de Esad rejiminin devrilmesiyle başlayan sürecin SDG açısından stratejik bir kırılmaya dönüştüğünü belirtti. Aydemir, örgütün devletleşme beklentisiyle sahadaki tüm uyarı işaretlerini görmezden geldiğini, bunun da tasfiye sürecini hızlandırdığını ifade etti.
Aydemir, 8 Aralık 2024’te Şam’da yaşanan rejim değişikliğinin ardından ABD yönetiminin çok net bir yönelim sergilediğini vurguladı. Aynı gün Beyaz Saray’dan yapılan açıklamaların, yeni Suriye yönetimini meşru muhatap olarak gördüğünü ortaya koyduğunu belirten Aydemir, bu aşamada ABD’nin örgütlere dayalı bir modelden uzaklaşmaya başladığını söyledi.
Joe Biden’ın, sorumluluk alan yeni aktörlerin yalnızca söylemlerine bakılmayacağını açıklamasının bu yaklaşımın ilk işareti olduğunu kaydetti.
Aydemir, bu mesajdan yalnızca günler sonra Washington’un sahaya indiğine dikkat çekti. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Barbara Leaf’in Şam temaslarının, SDG açısından sürecin yönünü açık biçimde gösterdiğini ifade eden Aydemir, Leaf’in açıklamalarının örgütün artık geçici bir aparat olarak görüldüğünü ortaya koyduğunu söyledi. Leaf’in, ABD destekli yapının rolünün “yönetilen bir geçiş” ile dönüşmesi gerektiğini dile getirmesinin, bu yapının kalıcı olmayacağının ilanı niteliğinde olduğunu vurguladı.
ABD POLİTİKASI DEĞİŞMEDİ, YÖNETİMLER DEĞİŞTİ
Aydemir, ABD’de yönetim değişse de Suriye dosyasında devlet politikasının aynı çizgide ilerlediğini belirtti. Demokrat ve Cumhuriyetçi yönetimler arasında sahaya dair temel bir fark oluşmadığını ifade eden Aydemir, Donald Trump’ın da Türkiye’nin Suriye’de belirleyici aktör olduğunu açıkça dile getirdiğini hatırlattı.
Riyad’da gerçekleşen Trump–Şara görüşmesini bu çerçevede değerlendiren Aydemir, bu temasın Washington’un yeni Suriye yönetimini fiilen tanıdığı an olduğunu söyledi. ABD’nin yaptırımları kaldırma kararının da bu sürecin devamı olduğunu kaydeden Aydemir, Ankara ile Şam arasında kurulan hattın ABD tarafından da dikkate alındığını belirtti. Trump’ın bölge temsilcisi olarak görevlendirdiği Tom Barrack’ın mesajlarının da SDG’nin entegrasyon dışında bir seçeneği kalmadığını gösterdiğini dile getirdi.
Aydemir’e göre örgüt bu aşamada kritik bir hata yaptı. Sahadaki değişimi okuyamadı, zaman kazanmaya çalıştı ve merkezi yönetime karşı denge kurabileceği yanılgısına kapıldı. Kürtlerin haklarının anayasal güvenceye alınması yönünde adımlar atılırken, örgütün siyasi temsil yerine fiili iktidar arayışını öne çıkardığını söyledi. Petrol sahaları, silahlı yapı ve örgütsel hiyerarşinin, sivillerin taleplerinin önüne geçtiğini vurguladı.
Aydemir, Trump’ın son açıklamalarının bu gerçeği açık biçimde ortaya koyduğunu belirterek, ABD’nin bu yapıyla kurduğu ilişkinin çıkar temelli olduğunu artık saklamadığını ifade etti. Bu yaklaşımın, örgütlerin “vazgeçilmez ortak” algısının sahada bir karşılığı kalmadığını gösterdiğini söyledi.
PENTAGON BELGESİ STRATEJİK ÇERÇEVEYİ NETLEŞTİRDİ
Aydemir, Pentagon tarafından yayımlanan Ulusal Savunma Stratejisi belgesinin de bu dönüşümün arka planını ortaya koyduğunu belirtti. Belgenin birinci önceliğinin ABD anavatanının korunması olarak tanımlandığını, bunun yalnızca ana kara ile sınırlı tutulmadığını söyledi. Çin’in açık biçimde birincil rakip olarak konumlandırıldığını, Rusya’nın ise yönetilebilir bir tehdit olarak değerlendirildiğini aktardı.
Avrupa’ya yönelik bölümde savunma yükünün müttefiklere devredilmesinin öne çıktığını kaydeden Aydemir, ABD’nin küresel angajmanlarını daraltarak kaynaklarını Çin’i çevreleme stratejisine yönlendirdiğini ifade etti. Bu çerçevede Orta Doğu’da örgütler üzerinden yürütülen modellerin artık sürdürülebilir görülmediğini söyledi.
Aydemir, gelinen noktada SDG’nin yaşadığı sürecin münferit olmadığını, büyük güçlerin stratejik önceliklerinde yer bulamayan tüm yapıların benzer bir akıbetle karşı karşıya kalacağını vurguladı. Türkiye’nin sahadaki rolünün ise bu yeni dengede belirleyici olmaya devam ettiğini ifade etti.