Ana Sayfa Gündem Siyaset Ekonomi Asayiş Eğitim-Bilim Kültür-Sanat Sağlık-Yaşam Spor Yerel Haberler Teknoloji Kim Kimdir?
PFDK’dan Fenerbahçe, Beşiktaş ve Kocaelispor’a Para Cezası
PFDK’dan Fenerbahçe, Beşiktaş ve Kocaelispor’a Para Cezası
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İtalya, Arjantin ve Katar Büyükelçilerini Kabul Etti
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İtalya, Arjantin ve Katar Büyükelçilerini Kabul Etti
Bakan Tunç: Çözüm Yeni ve Sivil Anayasa
Bakan Tunç: Çözüm Yeni ve Sivil Anayasa
Aralık 2025 Sanayi Üretimi Verileri Açıklandı
Aralık 2025 Sanayi Üretimi Verileri Açıklandı
İnşaat Maliyet Endeksinde Yıllık Artış Yüzde 24’ü Aştı
İnşaat Maliyet Endeksinde Yıllık Artış Yüzde 24’ü Aştı

Talat Paşa Aydemir

BAŞKENTLİK BİR TERCİH DEĞİL, TARİHÎ MUHASEBEDİR
13 Ocak 2025 Pazartesi

Başkentlik meselesi, Türk tarihi söz konusu olduğunda idarî bir düzenleme olarak ele alınamaz. Bir devlet, merkezini belirlerken yalnızca bugünün şartlarını değil, geçmişin yükünü ve geleceğin sorumluluğunu birlikte tartar. Ankara’nın başkent oluşu, işte bu uzun muhasebenin sonucudur. Bu muhasebe, ne 1920’de başlamış ne de 1923’te bitmiştir. Kökleri çok daha derindedir.

Ankara’nın tarih boyunca tekrar tekrar öne çıkmasının temel sebebi, bu şehrin kriz anlarında duyguyla değil akılla hareket edebilme kapasitesidir. Türk devlet geleneği, ani heyecanlardan çok, zor zamanlarda gösterilen soğukkanlılığı önemser. Ankara, bu soğukkanlılığın mekânsal karşılığıdır. Burada devlet, kendini yüceltmez; kendini tartar.

Ankara Savaşı sonrasında yaşanan fetret, bu tartının ilk büyük örneklerinden biridir. Devletin merkezî yapısı çökerken, Ankara bir isyan merkezi hâline gelmemiştir. Ne uçlarda görülen savrulmaya kapılmış ne de geçmişe körü körüne tutunmuştur. Bu tutum, Türk tarihinin kriz zamanlarında aradığı dengeyi temsil eder. Bu denge, devletin tamamen dağılmasını engelleyen görünmez bir hattır.

Bu hattın yüzyıllar sonra yeniden devreye girmesi şaşırtıcı değildir. Osmanlı Devleti’nin son döneminde yaşanan çözülme, Ankara Savaşı sonrası fetreti hatırlatan bir tablo üretmiştir. Merkez iradesi zayıflamış, siyasî meşruiyet tartışmalı hâle gelmiş, toplum yön arayışına girmiştir. Bu şartlar altında Ankara’nın tekrar öne çıkması, tarihî bir tekrar değil; tarihî bir reflekstir.

Millî Mücadele’nin Ankara’da yürütülmesi, bu refleksin açık tezahürüdür. Burada kurulan merkez, geçmişin ihtişamını değil, geleceğin sorumluluğunu yüklenmiştir. Ankara, bir kez daha devletin kendini yeniden tanımladığı yer olmuştur. Bu tanımlama, romantik sloganlarla değil; ağır kararlarla, uzun tartışmalarla ve fedakârlıkla yapılmıştır.

Başkentlik kararının kalıcılığı, bu ağır yükün taşınabilmesiyle ilgilidir. Ankara, tarih boyunca bu yükü taşımaya alışkın bir şehirdir. Fetret Devri’nde olduğu gibi, Millî Mücadele yıllarında da bu şehir, devleti ayakta tutan süreklilik fikrinin mekânı olmuştur. Bu süreklilik, yalnız idari bir devamlılık değil; zihnî ve ahlakî bir devamlılıktır.

Ankara’nın başkent oluşu, bu nedenle bir kopuş değil; uzun bir çizginin mantıkî sonucudur. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte değişen rejime rağmen, devlet kurma iradesinin aynı coğrafyada yeniden vücut bulması, Ankara’nın tarih içindeki yerini daha da belirginleştirir. Bu şehir, farklı dönemlerde farklı adlar altında aynı görevi üstlenmiştir: Devleti yeniden kurmak.

Bu görev, kolay bir görev değildir. Ankara’nın hiçbir zaman “parlak” bir şehir olarak anılmamasının sebebi de budur. Parlak şehirler, zaferlerin sembolüdür; Ankara ise sorumluluğun sembolüdür. Burada devlet, kendini süslemek yerine kendini sağlamlaştırmayı tercih etmiştir. Bu tercih, Türk tarihinin en zor ama en doğru tercihlerinden biridir.

Bugün Ankara’ya bakıldığında görülen manzara, yalnızca kurumlar ve binalar değildir. Bu şehir, yüzyıllar boyunca biriken bir tecrübenin taşıyıcısıdır. Yenilgiyi inkâr etmeyen, ama yenilgiye teslim olmayan bir tecrübe… Dağılmayı bilen, ama dağılmamayı öğrenmiş bir tarih… Ankara, bu tecrübenin sessiz ama güçlü ifadesidir.

Sonuç olarak Ankara, Türk tarihinin en önemli duraklarından biridir. Çünkü bu şehir, devletin yalnız yükseldiği değil, kendini yeniden kurduğu yerdir. Ankara Savaşı’ndan Fetret Devri’ne, oradan Millî Mücadele’ye uzanan çizgi, bu yeniden kuruluş iradesinin sürekliliğini gösterir. Bu süreklilik, Ankara’yı sıradan bir merkez olmaktan çıkarır.

Başkentlik, Ankara için bir paye değil; bir vazifedir.
Ve bu vazife, tarih tarafından verilmiştir.

Ankara, başkenttir.
Çünkü Ankara, bu yükü taşıyabilmiştir.

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
ANKARA
YAZARLAR
Dağıstan Türkmen
Dağıstan Türkmen
Orta Asya açılımında stratejik bir eşik
İzzet Sevimli
İzzet Sevimli
Tarımda bugün konuşmamız gereken mesele
Talat Paşa Aydemir
Talat Paşa Aydemir
BAŞKENTLİĞİN NİHAİ GEREKÇESİ: KARAR AHLAKININ GELECEĞİ
Erkan Zorlu
Erkan Zorlu
Sessiz izleme çağında istihbarat
Oylum Demiray
Oylum Demiray
Geçiş süreci nasıl olacak?
Ali Kemal Koçak
Ali Kemal Koçak
Eşit yurttaşlık safsatası neyin hesabı
TWITTER'DA ANKARA GAZETESİ
FACEBOOK'TA ANKARA GAZETESİ
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
ANKET
Türkiye'nin aktif dış politikasını nasıl buluyorsunuz?

Doğru Buluyorum
Yanlış Buluyorum
Fikrim Yok

Sonuçları göster Anket arşivi
ARŞİV
ANKARA GAZETESİ
Ana Sayfa Gündem Siyaset Ekonomi Asayiş Eğitim-Bilim Kültür-Sanat Sağlık-Yaşam Spor Yerel Haberler Teknoloji
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Ankara Psikolog