Ankara’da vakıf, bir kenar süsü değildir. Şehrin omurgasına işlemiş bir yaşama biçimidir. Vakıf, burada yalnızca yoksula el uzatan bir hayır faaliyeti olarak görülmez; bilginin, eğitimin ve kültürün geleceğe taşınma iradesi olarak anlaşılır. Bu yüzden Ankara’da vakıf, geçici bir merhamet değil; kalıcı bir akıldır.
Bir medresenin kapısını açık tutan, bir öğrencinin yolunu aydınlatan, bir ilim halkasının devamını sağlayan şey çoğu zaman vakıftır. Ankara’da bu destek, gösterişli değildir. Vakıf, bağırmaz. İsmini büyük harflerle yazdırma derdinde değildir. Çünkü asıl mesele görünmek değil, sürdürmektir. Sürdürmek ise sessizliği sever.
Vakıf geleneği, Ankara’da bilginin bir elde toplanmasını engellemiştir. İlim, belli başlı kişilerin ya da dar çevrelerin tekelinde kalmamıştır. Vakıf sayesinde bilgi, şehir geneline yayılmıştır. Bu yayılma, bilginin değerini düşürmemiş; aksine kırılganlığını azaltmıştır. Bir kapı kapanırsa, başka bir kapı açılmıştır.
Bu yapı, Ankara’nın kültürel hayatına da denge kazandırmıştır. Vakıf, yalnızca eğitimle ilgilenmez; aynı zamanda ahlâkı, terbiyeyi ve toplumsal dayanışmayı da besler. Bir şehirde vakıf varsa, kültür yalnız elitlerin oyuncağı olmaz. Ankara’da kültür, geniş kitlelerin hayatına sessizce sızmıştır. Bu sızma, şehrin kültürel dayanıklılığını artırmıştır.
Vakıf anlayışı, Ankara’da yardımı bile ölçüyle yapmayı öğretmiştir. Yardım, bağımlılık üretmez. Alanı ezmez, vereni yüceltmez. Vakıf, burada bir denge unsurudur. Alanla veren arasındaki ilişki, hiyerarşi değil; emanet bilinci üzerinden kurulmuştur. Bu bilinç, Ankara’nın kültürel ahlâkının temel taşlarından biridir.
Bu yüzden Ankara’da ilim, parayla ölçülmez. Eğitim, bir ayrıcalık olarak sunulmaz. Vakıf, bilgiyi korurken onu pazara düşürmez. Bilgi, burada satılmaz; paylaşılır. Paylaşım, kültürü büyütür. Ankara’nın kültürü, bu paylaşım üzerinden genişlemiştir.
Vakıf geleneği, Ankara’nın zor dönemlerinde daha da görünür hâle gelir. Siyasî çalkantılar, ekonomik daralmalar, toplumsal sarsıntılar… Bu dönemlerde vakıf, şehir için bir emniyet supabı gibi çalışır. Hayat tamamen durmaz; bilgi tamamen kesilmez. Şehir, nefes almaya devam eder.
Ankara’nın vakıf kültürü, bu yüzden geçmişte kalmış bir hatıra değildir. Bugün de şehrin damarlarında dolaşan bir anlayıştır. İsimler değişir, yapılar dönüşür; ama vakfın mantığı kalır: Geleceği bugünden düşünmek.
Bir şehir, ancak bu düşünceyle ayakta kalabilir. Ankara, bu düşünceyi erken edinmiş şehirlerden biridir. Bu erkenlik, şehrin kültürel derinliğini açıklar.