Trump konuştu. Ve her zamanki gibi, dünya siyasetinin en kirli sırlarından birini, sanki sıradan bir iş görüşmesini anlatır gibi ifşa etti.
“İran’lı protestoculara Kürtler aracılığıyla çok sayıda silah gönderdik. Sanırım Kürtler silahları kendilerine sakladılar.”
Dur bir dakika. Bunu bir daha okuyun.
Bu bir röportaj değil. Bu bir strateji belgesi değil. Bu bizzat Amerika Birleşik Devletleri’nin eski ve şimdiki Cumhurbaşkanı’nın kendi ağzından dökülen bir itiraftır.
Peki ne itiraf ediyor Trump?
Şunu söylüyor: “Biz, egemen bir devletin iç karışıklığını körüklemek için o ülkenin topraklarındaki bir gruba silah sevk ettik.”
Uluslararası hukukta bunun adı bellidir. Başka bir devletin iç işlerine silahlı müdahale. Vekâlet savaşı örgütleme. Terör finansmanı.
Eğer bu açıklamayı Rusya, Çin ya da İran yapsa idi, Batı medyası manşetleri haftalarca bu haberle dolup taşardı. BM Güvenlik Konseyi acil toplantıya çağrılırdı. Yaptırım paketleri masaya gelirdi.
Ama konuşan Amerika olunca, ekranlar susuyor. Kalemler donuyor.
“Kürtler sakladı” cümlesi daha da vahimdir
Trump, silahların amacına ulaşmadığından yakınıyor. Yani asıl derdi, İran içindeki çatışmanın istenen boyuta ulaşmaması.
Düşünün: Bir ülkenin Cumhurbaşkanı, başka bir ülkede iç savaş çıkarmak için kurduğu planın aksamasına üzülüyor.
Bu, sıradan bir dış politika hatası değil. Bu, insanların birbirini öldürmesini organize etmenin itirafıdır.
“Arkasında hep Amerika var” artık komplo teorisi değil
Yıllardır bu satırlarda yazdık. Bölgedeki her kaos odağının, her silah deposunun, her terör örgütünün finansman zincirini takip ettiğinizde aynı adrese çıkıyordunuz: Washington.
Bunu söyleyenler “komplo teorisyeni” damgası yedi. Küresel düzenin paydaşları bu iddiaları hafifseyen bir tebessümle geçiştirdi.
Şimdi o iddiayı bizzat Oval Ofis’in sahibi doğruluyor.
Türkiye ne yapmalıdır?
Kürtler üzerinden silah transferi yapıldığını öğrenen Türkiye’nin, bu meseleyi hem NATO masasına hem de BM kürsüsüne taşıması gerekir. Çünkü bu silahların bugün İran’da, yarın Irak’ta, öbür gün Türkiye sınırında ne işe yarayacağı sorusu yanıtsız kalmaktadır.
Müttefiklik ilişkisi, ortak suça ortak olmayı gerektirmez.
Dünya yeni bir döneme giriyor. Artık maskeler düşüyor, perdeler kalkıyor. Ve bazen gerçeği en net biçimde, sistemi bizzat inşa edenler söylüyor.
Trump konuştu.
Şimdi sıra hesap sormaya geldi.????????????????