Ankara’nın mimarisi, tek bir zamana ait değildir. Şehir, kendini bir döneme kilitlememiştir. Taşlar üst üste binmiş, ama birbirini yok etmemiştir. Ankara’da mimari, bir hatırlama biçimi olarak çalışır. Her yeni yapı, eskisinin üstüne konuşur; onu susturmaz. Bu yüzden şehir, tek sesli değildir; çok katmanlıdır.
Bu katmanlılık, Ankara’nın estetik gücünü oluşturur. Şehir, kendini sürekli yenileyen ama geçmişini silmeyen bir ritimle ilerlemiştir. Bir dönemden diğerine geçerken acele edilmemiştir. Eski yapıların yerini alan yeniler, çoğu zaman önce etrafına bakmış, sonra yerleşmiştir. Ankara’da mimari, bu yüzden “gelip geçen” değil, yerleşen bir karakter taşır.
Zamanla imtihan edilen her yapı, Ankara’da ayakta kalamaz. Şehir, dayanamayacak olanı sessizce eler. Kısa ömürlü mimariler, burada uzun süre tutunamaz. Çünkü Ankara, modaya göre şekillenmez. Modanın dili hızlıdır; Ankara’nın dili ise ağır. Ağır konuşan şehirler, hızlı değişimleri kolay kabul etmez. Bu kabul etmeme hâli, estetiği korur.
Ankara’da mimari dönüşüm, büyük kopuşlarla değil, küçük düzeltmelerle yaşanmıştır. Yapılar bir anda yıkılıp yerlerine başkaları dikilmez. Şehir, önce alışır, sonra karar verir. Bu alışma süreci, mimarinin insanla kurduğu ilişkiyi güçlendirir. İnsan, her gün gördüğü yapının bir sabah kaybolmasını sevmez. Ankara da sevmez. Şehir, bu rahatsızlığı dikkate alır.
Katmanlı mimari, Ankara’da yalnız estetik değil; hafıza üretir. İnsanlar, bir sokağı yalnız bugünkü hâliyle hatırlamaz. Orada ne vardı, ne değişti, ne kaldı… Bu sorular, şehrin hafızasını canlı tutar. Hafızası olan şehir, savrulmaz. Ankara’nın savrulmamasının sebeplerinden biri de budur.
Bu katmanlılık, mimarinin şehirle kavga etmesini engeller. Yeni olan, eskisini aşağılamaz. Eski olan, yeniyi dışlamaz. Aralarında sessiz bir müzakere vardır. Ankara’nın mimarisi, bu müzakerenin ürünüdür. Sert çizgiler yerine geçişler vardır. Geçişler, estetiği yumuşatır.
Zaman, Ankara’da mimarinin düşmanı değildir. Aksine, onun en büyük sınayıcısıdır. Zamana dayanan yapı, estetikten düşmez. Çünkü estetik burada yalnız güzellikle değil, dayanıklılıkla ölçülür. Dayanamayan güzellik, Ankara’da değer görmez.
Bu yüzden Ankara’nın mimarisi, fotoğraflık olmaktan çok yaşanırlık üretir. İnsan, bu şehirde taşın arasında kaybolmaz. Taş, insanın önüne geçmez. Mimari, hayatın gerisine çekilir. Geride duran şey, daha uzun süre kalır.
Ankara’nın mimari hikâyesi, zamanla kavga eden değil; zamanla konuşan bir hikâyedir. Bu konuşma, sessizdir. Ama şehir, bu sessizliği iyi duyar.