Bir şehrin tarih içindeki ağırlığı, yalnız büyük hadiselerle ölçülmez. Asıl belirleyici olan, o şehrin gündelik hayatı nasıl taşıdığıdır. Ankara, Türk tarihinde bu açıdan istisnaî bir örnek teşkil eder. Çünkü Ankara, yalnızca kararların alındığı ya da devletin yön değiştirdiği bir merkez değil; aynı zamanda hayatın düzenli biçimde aktığı bir şehir olmuştur. Bu düzen, kale, çarşı ve mahalle üçgeninde şekillenen bir şehir dokusu üzerinden okunabilir.
Ankara’nın yerleşim karakteri, başından itibaren savunma ve süreklilik üzerine kuruludur. Şehrin çekirdeğini oluşturan kale, yalnız askerî bir yapı değildir; aynı zamanda şehir bilincinin merkezidir. Kale, tehlike anında sığınılan bir mekân olduğu kadar, şehir hafızasının da taşıyıcısıdır. Ankara’da yerleşim, kaleden dışarı doğru katman katman gelişmiş; bu katmanlar, şehrin büyümesini kontrolsüz değil, ölçülü bir biçimde sağlamıştır.
Bu ölçülülük, Ankara’nın tarih boyunca ani sıçramalar yerine istikrarlı genişlemeler yaşamasının temel sebebidir. Şehir, bir anda büyüyüp sonra çöken merkezlerden olmamış; yavaş ama sağlam adımlarla gelişmiştir. Kale çevresinde şekillenen ilk yerleşimler, zamanla çarşı ve mahalle düzenini doğurmuş; bu düzen, Ankara’nın sosyal yapısını da belirlemiştir. Böylece şehir, yalnız mekânsal değil, toplumsal bir organizma hâline gelmiştir.
Çarşı, Ankara şehir dokusunun ikinci temel unsurudur. Çarşı, burada sadece alışveriş yapılan bir alan değildir. Çarşı, şehrin nabzının attığı, haberin yayıldığı, ilişkilerin kurulduğu bir merkezdir. Ankara çarşısı, üretimle tüketim arasındaki dengeyi koruyan bir yapıya sahip olmuştur. Bu yapı, aşırı zenginleşmenin ya da yoksullaşmanın önüne geçen bir orta hâl ekonomisi üretmiştir. Şehrin uzun ömürlü olmasının sebeplerinden biri de bu dengedir.
Mahalle ise Ankara’nın şehir dokusunu tamamlayan üçüncü halkadır. Mahalle, bireyin şehirle kurduğu en doğrudan bağdır. Ankara mahalleleri, tarih boyunca kapalı ve içine dönük yapılar olmaktan ziyade, dayanışmaya açık bir düzen içinde var olmuştur. Bu durum, şehrin kriz dönemlerinde tamamen çözülmesini engellemiştir. Çünkü mahalle, yalnız barınma alanı değil; aynı zamanda sosyal denetim ve yardımlaşma mekânıdır.
Ankara’nın mahalle yapısı, şehirde aşırı sınıfsal ayrışmaların oluşmasını da sınırlamıştır. Kale, çarşı ve mahalle arasındaki mesafe ne çok açılmış ne de tamamen iç içe geçmiştir. Bu dengeli mesafe, şehirde ne kopukluk ne kaos üretmiştir. Her unsur, kendi işlevini yerine getirirken diğerini dışlamamıştır. Ankara’nın şehir olarak ayakta kalabilmesinin en önemli sebeplerinden biri, bu işlevsel uyumdur.
Bu şehir dokusu, Ankara’nın tarih boyunca neden “taşra” olmaktan çıktığını da açıklar. Ankara, coğrafî olarak iç bölgede yer almasına rağmen, şehir organizması bakımından merkezî bir karakter taşımıştır. Kale, güvenliği; çarşı, iktisadî sürekliliği; mahalle ise toplumsal dayanıklılığı sağlamıştır. Bu üç unsurun birlikte varlığı, Ankara’yı geçici bir yerleşim değil, kalıcı bir şehir hâline getirmiştir.
Ankara’nın merkez olma vasfı, işte bu gündelik düzen üzerinden şekillenmiştir. Büyük tarihî kararlar, ancak böyle bir şehir dokusunun üzerinde yükseldiğinde anlam kazanır. Hayatın düzensiz aktığı, çarşının çöktüğü, mahallenin dağıldığı bir şehirde merkez olma iddiası uzun süre taşınamaz. Ankara, bu sınavı tarih boyunca sessizce vermiştir.
Burada Ankara’yı yalnız bir idare noktası olarak değil, yaşayan bir şehir olarak görmek gerekir. Kale–çarşı–mahalle hattı, Ankara’nın sadece fizikî yapısını değil, zihniyetini de yansıtır. Bu zihniyet, aşırılıktan kaçınan, sürekliliği önceleyen ve hayatı merkezde tutan bir anlayış üretmiştir. Ankara’nın Türk tarihindeki yeri, bu anlayışın mekâna dönüşmüş hâlidir.