MEZHEPÇİLİK ZALİME HİZMET EDEN BİR PERDEDİR
Aydemir, İran’a yönelik saldırılar üzerinden yürütülen mezhep tartışmalarını sert bir dille eleştirerek, bu durumun gerçekliği örten bir perde olduğunu ifade etmektedir. Sahadaki çatışmanın bir mezhep savaşı değil, ABD-İsrail ittifakı ile komşu İran arasında yaşandığını belirten Aydemir, bombalar altında masumların öldüğü bir ortamda mezhepçilik yapmanın zalimle aynı safta durmak anlamına geldiğini savunmaktadır. İran nüfusunun yüzde yirmisinin Sünni olduğunu ve ciddi bir Türk kökenli nüfus barındırdığını hatırlatarak, haksız saldırıya uğrayan bir halkın mezhebine bakılmayacağının altını çizmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Akan kan aynı coğrafyanın kanıdır” uyarısını tarihi bir duruş olarak nitelendiren Aydemir; Küba veya Venezuela için de değişmeyecek olan “zulme maruz kalanın yanında durma” ilkesinin evrensel bir karakter meselesi olduğunu vurgulamaktadır.
KÜRESEL GÜÇ DENGELERİ VE DEĞİŞEN SAVAŞ KONSEPTİ
Yaşanan çatışmaların yalnızca bölgesel bir kriz değil, küresel güç dengelerini sarsan bir süreç olduğunu ifade eden Aydemir, ABD’nin askeri ve ekonomik üstünlüğünün artık sorgulanmaya başladığını dile getirmektedir. Özellikle düşük maliyetli askeri sistemlerin, yüksek maliyetli devasa savunma unsurlarını zorlamasının savaş konseptini kökten değiştirdiğini belirten Aydemir, savaşların artık sadece cephede değil, bütçelerde kazanıldığını söylemektedir. Ayrıca, artan enerji fiyatlarının küresel ekonomiyi doğrudan etkilediğini, bu durumun fosil yakıtlara bağımlılığı tartışmaya açarak nükleer ve yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandıracağını öngörmektedir. Bölgedeki mevcut güvenlik garantilerinin sorgulandığı bu dönemde, tek merkezli yapının zayıfladığı ve bölgesel güçlerin daha görünür hale geldiği yeni bir döneme girilmektedir.
TÜRKİYE’NİN STRATEJİK ROLÜ VE İSTİKRARIN ÖNEMİ
Değişen dünya düzeninde Türkiye’nin kritik bir eşikte ve konumda bulunduğuna dikkat çeken Aydemir; güvenlik, enerji ve bölgesel denge açısından ülkemizin rolünün giderek artacağını belirtmektedir. Türkiye’nin bu süreçteki en büyük avantajının istikrarı olduğunu ifade eden Aydemir, demografik yapının korunması ve üretim kapasitesinin güçlü tutulması gerektiğini savunmaktadır. Aydemir’e göre Türkiye, bölgesel gelişmeleri sadece izleyen değil, sahip olduğu coğrafi ve stratejik avantajlarla sürece yön veren, insani değerlerle siyasi aklı birleştiren temel bir aktör olma potansiyeline sahiptir.